MySpace Tickers: CoolSpaceTricks.com



www.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.ws
Glittery texts by bigoo.ws


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow

Cocuklarimiz ve Biz....

29/12/2008 · Kategori: Anne_Bebek



Her seyi anlik beklentilerimiz sekillendiriyor...
Eger o anki beklentimiz cocuktan yararlanmayi gerektiriyorsa, büyük adam muamelesi yapariz...
Beklentimiz söze karismamasi seklinde ise devamli cocuk oldugunu, büyüklerin isine ya da sözüne karismamasi gerektigini hatirlatiriz....
Meselâ, cocuk, konuklarimizla konusurken söze karisiyor, hele de boyundan büyük lâflar ederek bizi güc duruma sokuyorsa, söyle azarlariz:
"Sus bakiim, cocuklar büyüklerin isine karismaz."
Diyleim ki, bu sözü ettikten on dakika sonra, konuklarin cani cay cekti, ama aksilik evde cay kalmamis. Hemen gözlerimiz salonda oynayan cocugumuza takilir. Ve cocukla aramizda söyle bir diyalog gecer:
"Kizim, hadi güzelim anneye marketten bir paket cay aliver."
"Oynuyorum anne..."
"Hadi ama, sonra oynarsin. Hem cocuklar oynar, sen büyüdün, kocaman oldun."
Cocuk omuzlarini silker:
"Bana ne!..."
Anne cocugunu övmeye baslar:
"Benim kizim büyüdü teyzeleri, hem de cok akillidir masallah, marketten tek basina alis veris eder."
Cocuk az önce bebek muamelesi gördügünü ve azarlandigini unutmamistir.
"Bana ne iste!"
Anne babasinin kendisi hakkindaki kararsizliklari cocuklari oldukca etkiler. Hattâ sadece kendisine ihtiyac duyuldugunda iltifât edilmesi sevilmedigini dahi düsündürür. Sunu unutmamaliyiz. Cocuklar sandigimizdan daha akilli ve duyarlidir. Hafizalari da kuvvetlidir.
Bir kere tavrimiz o anlik ihtiyaclarimiza ve beklentilerimize göre degismemelidir. Ve  olur olmaz cocuklar suclanmamalidir.
Bir baska yanlisimiz su:
Cocugun her hatasi beceriksizliktir, sakarliktir, sorumsuzluktur. Elinden bardagi düsürse azarlariz. Ama ayni hal bizim basimiza gelse, ya sanssizliga veririz, ya dalginliga, ya da hayra yorariz.Oysa deger ölcüsü degismemelidir. Cocugun yapmasi halinde "hata" ve "yanlis" olarak nitelenen fiil, bizim yapmamiz halinde de ayni sekilde nitelenmelidir ki, cocuklarimiz anne babasinin dürüstlügüne inansinlar ve deger hükümlerine güvensinler.
Ayrica ailede, okulda, sokakta, cocuklar devamli suclanip azarlaniyor. Okulda derslerini ihmal etse ögretmen sucluyor, azarliyor.Sokakta cocuklugunu yasamaya kalksa büyükler sucluyor, azarliyor. Daha da kötüsü devamli asagilaniyor. Duygu ve düsünceleri hic hesaba katilmiyor.
Cocugun büyüme sürecinde en cok duydugu cümle ve kelimelerden bazilari sunlar olabilir mi?

* Sen karisma, kücüksün.
* Senin yasindakiler böyle seyler sormaz.
* Su kücügün söz büyügün.
* Büyümüs de kücülmüs sanki, cok akilli.
* Aklin neredeydi?
* Aptallik etme!
* Cok yaramazsin.
* Cok sakarsin.
* Beni mahvettin.
* Rezillenme!
* Patladin mi, azicik sabret. ( Cocuktur, sabirsizdir. Biz cok mu sabirliyiz sanki?)
* Dogan büyür amcasi, bizim ki de büyüdü ama derdi de artti.
(Bunu duyan her cocuk, annesini daha fazla üzmemek icin tekrar kücülmek ister. Ya da ondan fazla büyümemek icin yemek yemez.)
* Yabanci kitap okuma! (Kitabin yabancisi Ingilizce olani mi?)
* Oynama!
* Hadi git, oyna!
* Bagirma!
* Kes sesini!
* Beni rahat birak.
* Allahim, ne sucum vardi da bana böyle bir evlât verdin! (hasa...)
* Yaramazlik yapma!
* Yaramazlik yaparsan seni kucu kuculara veririm. ( Yaramaz olduguma göre annem beni sevmiyor düsüncesi ve köpekten asiri korku. Sonra da köpekleri sokakta itlâf eden yetiskin görüntüleri.)
* Bu karne mi simdi?..
* Ben senin yasinda iken(...sanki agzimizla kus tutarmisiz.)
* Bizim zamanimizda (..sanki her sey güllük gülistanlikmis da, cocuk her seyi bozmus.)
* Biz büyüklerimizden böyle gördük.
* Ah, zamane cocugu iste!
* Seni doguracagima tas doguraydim!
* Bak bu yaptiklarini babana söylemezsem... ( Büyüyünce o da baskalarini tehdit edecek.)
* Ayse teyzenin ogluna bak da azicik utan! ( Sen de annecegim, Kralice Elizabeth'e bak da, azicik..)

Cogu emir kipinden bir sürü tehdit, bir dizi yakinma, etkileri hic düsünülmeden söylenen yikici sözler.....
Böyle bir ortamda cocugun kisiligi gelisemez. Ve tabiî özgür kisilikli bir yetiskin olamaz.
Ileri yaslarda bu aksaklik hem bir kimlik sorunu olarak ortaya cikar, hem de özgürlük sorunu olarak. (Baski altinda yetisen cocuk, ileriki yaslarda, baskalarini baski altina almaya kalkisir. En yakinindaki "baska" da esi ve cocuklaridir. Simdi aile ici siddettin kaynagini gördünüz mü? meger nerelerden besleniyormus.)

Tabiî ki care belli yine: Sevginin alabildigine disa vurumunun yani sira biraz bilgi ile desteklenmis ilgi, biraz hosgörü, biraz sabir, biraz anlayis ve tabiî ki aile ici demokrasi.... Cocuklarin hakkinin-hukukunun gözetilmesi.... Cocuklarin aile ici kararlara ortak edilmesi.... Fikirlerinin sorulmasi ve mutlaka dinlenmesi. Fikirleri isabetli degilse, bunun cocuklara sabirla ve dikkatle aciklanmasi....
Geleneksel aile yapimizda maalesef demokrasi yok. Egitim sistemimizde zaten yok. Cocuklarimiz evde ve okulda verilen hicbir karara istirak ettirilmiyor. En isabetli meraklari bile giderilmiyor.
Sorularina ciddi cevaplar verilmiyor.
Daha dogrusu cocuklar adam yerine konmuyor.
Sonra cocuklardan adam olmalari isteniyor.
Halbuki onlar nasil adam olundugunu bilmiyorlar...
Ögretmiyoruz ki bilsinler.
Bize ( basta anne-baba olmak üzere tüm yetiskinlere) yaranmak icin duygularini bastiriyorlar.
Bu bastirilmis duygular ileri yaslarda bir bicimde dizginden bosalacak ve olumsuz insan diye nitelenen vurguncu, soyguncu, mafya, hatta terörist tipler ortaya cikacaktir.
Bu tiplerin genellikle ruh sagligi bozuk cocuklardan ciktigini arastirmalar dogruluyor.....

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÇOCUK NEYİ ÖğRENİR?

24/12/2008 · Kategori: Anne_Bebek

Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa
suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar

içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa
sıkılganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa

suçluluk duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa

sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa

güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa

saygı duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk eşitlik ortamında

yaşarsa adaleti öğrenir.

Eğer bir çocuk güven duygusu içinde

yaşarsa inanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa

kendisinden hoşlanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada sevgi aramayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.

Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;

çocuk yaşadığını öğrenir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ANA BABALARA ÖĞÜTLER

18/12/2008 · Kategori: Anne_Bebek

ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde, özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır. Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır. Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış olduğunu gözetmeden… İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile…

Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.

·       “Benim doktor olmamı isterdi, annem… Olamadım… Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım…”

 

YA DA

 ·       Okutmak için boşuna zorladılar beni… Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.” 

                                               YA DA

 ·       Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim…”                  Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek istemektedirler.          Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK ÇOCUKLAR” dır bunlar… Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır.                   Çocuk hep inceler; bilir misiniz? Belli ederek ya da etmeyerek çocuk hep inceler. Ve zamanı gelince öyle bir konuşur ki şaşırır büyükler.

ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ve KARDEŞLİK SIRASI

         Çocuğun benlik gelişimi iki yaşından itibaren gelişmeye başlar. Çocuk ailesinin de yardımıyla kendi kendini tanır ve değerlendirir. Kişisel özelliklerinin yanı başında annesinin, babasının, ailesinin ve çevresinin ona olan davranışları yer almaktadır. Aile ve çevre etkileri kişilik gelişiminin çok önemli faktörleridir. Ayrı ortamlarda, ayrı şartlarda  ve farklı eğitimle yetiştirilen kardeşler arasında görülen  ayrıcalık bu gerçeği kanıtlamaktadır. Hatta kardeşlik sırasında bile anne ve babanın çocuklarına olan farklı davranışları, onların kişilik gelişimlerinde önemli rol oynamaktadır.

         Tek çocuk genellikle yalnız, güvensiz ve egosantrik çocuktur. Yani, kendisini dünyanın merkezi gibi düşünür. Aile çevresinin, özellikle aile büyüklerinin  kendisine gösterdikleri önceliğe çok alışmış ve bunu adeta bir hak olarak kabul etmiştir. Devamlı olarak büyüklerinden yardım ve destek bekler. Hemen her isteğinin yerine getirilmesine alışıktır. Tek çocuğun çevre ve arkadaşlık ilişkileri sağlıklı gelişemez. Çünkü çocuk başkalarını da ailesi gibi kullanmak isteyince dirençle karşılaşacaktır.

         Hemen her çocuk yeni doğan kardeşini kıskanır. Annesinin ve çevresinin tek insanı, tek sevgilisi iken birden bire tahtını kaybetme tehlikesi ile karşılaşan bir hükümdar gibidir. İkinci plana itilme üzüntüsünün yanı sıra, annesini paylaşma sorunu onu son derece üzer.          Kardeşlik sırası, yönünden en küçük çocuk olmak, tek çocuk olmaya kısmen benzer. İlgi çeken, sevilen, hep küçükmüş, hep küçükmüş gibi davranılan çocuktur. Abla ya da abileri olması açısından şanslıdır. Yapayalnız değildir. Paylaşmaya az çok alıştırılmıştır. Yine de tüm işleri, tüm sorumlulukları büyükleri tarafından benimsenip çözümlenir. Küçük çocuğun sorumluluk duygusu çok geç gelişir. İlgi, sevgi, şefkat yönünden ise söylenecek söz yoktur. Hepsini bol bol almanın mutluluğunu yaşar. 

OKUL – ÇOCUK – AİLE

  Çocuk için okul hem aile yaşamının devamı, hem de dış dünyaya açılan ilk kapıdır. Bu eğitim kurumu, çocuğa bir şeyler öğretmekle görevini tamamlamış sayılamaz. Yuva sıcaklığını devam ettirerek, çocuğu dış dünya ile uyum sağlamaya hazırlayacaktır, okul… Bu yönden çocuğun ikinci evi, ikinci yuvası sayılır. Çoğu kez evdeki sorunlar, okulda devam eder. Çocuk, zekası, yetenekleri, ve kişiliği ile ikinci annesinin, yani öğretmeninin elinde ve gözetimindedir. Ona eğilecek, onu anlayacak, onu eğitecek ve değerlendirecek öğretmeninin…         Tüm ömrünü eğitim ve öğretime adamış bir öğretmenin şu sözleri üzerinde dikkatle durmaya değer: “Çocuğun sorumlu ve bilinçli öğretmeni, bilgi kaynağı olmanın yanı sıra, bazen doktor, bazen hemşire, hemen her zamanda bir psikolog gibi onu anlayıp kavrayacak insandır. Ve öğretmen ister erkek ister kadın olsun, her şeyden önce bir anne şefkati ve anne sevgisi demektir. Çünkü çocuğun bir üvey annesi olabilir… Üvey anne gibi davranan bir öz annesi de olabilir.  Öğretmenin bilinçle, dikkatle üzerinde durması gereken tek gerçek şudur ki; ÜVEY ANNE OLUR AMA, ÜVEY ÖĞRETMEN OLMAZ.         Bu kurala içtenlikle uyulmuş olsa, çocuk kendisini yalnızca başarısı ile değerlendirilen bir araç gibi hissetmeyecektir. Bir varlık olarak, bir insan olarak sevilip önemsenmesinin mutluluğunu yaşayacaktır.  

ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞI

 Her insan için ruh sağlığı, kendi kendisiye ve çevresiyle uyum içinde olmak demektir. Freud, sağlıklı insan, çalışan ve seven insandırder. Bir bakıma hem kendimizle, hem de başkalarıyla barış içinde olmaktır.          Çocuğun ruh sağlığında ise sağlıklı bir üçgen söz konusudur. Hem annenin hem babanın hem de çocuğun uyumlu, huzurlu ve sağlıklı olmasından kaynaklanıp oluşacak bir üçgen… Cezadan, katı ve sert önerilerden kaynaklanan eğitim, çocuğun ruh sağlığını zedeler. Uyum, bir esnekliktir. Duygusal ve düşünsel iletişim, anlayış, iyi niyet ve hoş görü ile gerçekleşir. Saygıyla ve sabırla dinlemeyi bilmeden, öğrenmeden konuşmaya kalkışırsak, bizi de dinlemezler. Yaşam içindeki her değişikliğe, her yeniliğe, tatlı bir uyumla yaklaşabilmektir, ruh sağlığı… Ürkütmeden, korkmadan, paniğe kapılmadan… Çocuk açısından ifade etmek gerekirse:Ürkütülmeden, korkutulmadan…” Nefes alır gibi rahat, sevecen ve adeta yaşam mucizesini merak eder gibi bir uyumdur bu. Sevecen ve hayret… Tanışma, bilme ve öğrenme isteği…Tüm yaşamla dost ve barışık olmak…Çocuk ruh sağlığı açısından ailenin, yakın çevrenin ve okulun ne büyük sorumluluklar taşıdığı ortadır. Çok değerli ve çok ince bir malzemeyi büyük bir özenle tanımak, iyi ve doğru değerlendirmek… İlgi ve bilgi yanı sıra, sabır, anlayış ve sevgi isteyen bir uğraş söz konusudur. Gerçek ilgi ve sevgi ile, ilgi ve sevgi gösterisini çocuk pek çabuk ayırdeder ve asla affetmez. Kazandırılan olumlu değerler bir çırpıda yok olabilir. mutsuz, huzursuz, kırıcı, yanlış, öfkeli baş kaldırmalara dönüşebilir. Çoğu kez EKTİKLERİMİZİ BİÇERİZ de ondan. 

ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

          İnsanın hatta yaşamın küçük bir örneğidir, çocuk. Yaşıyla küçük, vücut gelişimiyle küçük; fakat anlamı ve önemi ile kocamandır. Çünkü durmamacasına akıp giden yaşam nehrinin arı-duru su damlasıdır, çocuk.         Çocuğun doğuştan sahip olduğu fizik, fizyolojik ve psikolojik özellikler, anne-baba, bazen bir bakıcı ve daha sonra yakın çevre ve okul tarafından gözlemlenir, ilgilenilir ve geliştirilmeye çalışılır. Psikolojik gelişimin ilk kaynağı doğum olsa da ana-baba ilgisi, çocuğa ver,ilen öğrenim ve eğitim büyük önem kazanmaktadır. Psikolojik gelişimin ikiz kardeşi diyebileceğimiz bir başka gelişimde,Sosyal GelişimÞ yani çocuğun çevreye uyum göstermesi, duygusal-düşünsel iletişim içinde bulunması,yani sosyalleşmesidir.         Sağlıklı büyüyen çocuğun uyku, meme, mama sorunu pek olmaz. buradaki sağlık, yalnızca çocuğun sağlığı değil; anne-babasının sağlığı da, anne-babanın beraberliklerindeki düşünsel-duygusal uyum anlamına gelir.          Niçin ağlar çocuk? Neden huysuzlaşır? Karnı aç değilse, organik bir nedeni yoksa niçin ağlar çocuk?         Ya psikolojik anlamda canı yanmıştır, üzmüşlerdir, azarlamışlardır, kırmışlardır onu…         Ya da öylesine yalnız ve ilgisiz hissediyordur ki kendini, sevin beni, ilgilenin benimle lütfen der gibi ağlıyordur…         Mutsuz, yalnız ve huzursuz çocuk ya her fırsatta ağlar, ya çevreye büyük tepkiler geliştirir, yaramazlık ve uyumsuzluk örnekleri sergiler… Ya da tümüyle sessizleşir ve içine kapanır. Susar, susar… En büyük sorunda bu suskudur. Kendi yalnız dünyasına hiç kimseyi almak istemiyormuş gibi görünmez bir duvar örüp suskuya ve yalnızlığa sığınma… Aşılması en zor duvar ve en dayanılmazı budur.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

                    Okul öncesi eğitimin ilkeleri :  1.   Sevgi  2.   Tutarlılık – Süreklilik  3.   Özgürlük ve disiplin arası bir denge  4.   Bağımsız ve kendine yeten bir tarzda yetiştirmek  5.   Eğitim düzeyi, gelişim düzeyine uygun olmalı  6.   Oyun-yaratıcı oyun etkinlikleri  7.   İstenilen davranışı yerleştirmek için ödül  8.   Etiketlere uygun davranışlar  9.   Çevrenin uyarıcı niteliği10.   Acı ve sevincin paylaşılması                            Grup içerisinde bir çocuk, işbirliği yapmayı, birlikte herhangi bir işi yapmayı- planlamayı, diğer çocukların fikirlerine saygı göstermeyi, yabancılık hissetmeden bir işe başlamayı, iyi ya da kötü bir sonuç alındığında bunu arkadaşları ile paylaşmayı öğrenir. Bir çok el alışkanlıkları okul öncesi eğitim kurumunda kazanılır. Yukarıda saydığımız davranışların kazandırılmasında oyun, çok önemli bir araçtır.          Oyunun ne gibi yararları vardır :a)     Bedensel olarak duygusal, zihinsel, sosyal hatta cinsel bakımdan da gelişir. Çocuk için oyun, zamanın iyi geçirilmesini sağlayan bir araç değil aynı zamanda gelişimini de sağlayan bir yapıdır.b)     Oyun çocuğa hareket özgürlüğü sağlar.c)     Çocuğun kendisini yönettiği, denetlediği bir hayal dünyasını yaratmasını sağlar.d)     Araştırma, merak, macera veya serüven gibi motivelerin etkisiyle oyun oynamaktadırlar. ( Daha çok erkeklerde )e)     Dil gelişimini hızlandırır.f)       Çocuk oyun içinde bedensel yapısını denetim altına alır. Bilgi ve dikkat toplama oyun ile gelişir.g)     Yetişkin rollerini oyun sürecinde oynayarak benimser.h)    Öğrenmek için en dinamik, en canlı ortam ve yöntemleri oyun sağlar.i)       Karar verme akıl yürütme yeteneği oyun ile gelişir.j)       Özellikle grup oyunları ile kendi beklentilerinden kurtulur.k)    Oyun içinde ruhsal gerginlikler, sıkıntılar yok olur. Oyunun tedavi edici gücü vardır.l)       İnsan yaşamının sürekliliği için, oyunun yaşamsal bir önemi ve sürekliliği vardır.m)  Oyun insanı cezalandırır ve mutlu eder.                   Çocuk Oyunlarının Özellikleri1.          Oyun belirli bir sıra ve evrim izler.2.          Oyun etkinliklerinin sayısızlığı ve çeşitliliği, yaş büyüdükçe azalır.3.          Çocuğun yaşı büyüdükçe, dikkat süresi de uzar. Kendisini daha uzun süre bir işe verebilir.4.          Çocuk istediği zaman, istediği şekilde, istediği şeyle oynar.5.          Hiçbir zaman akılcı bir şekilde bir oyuncağa bağlı değildir.6.          Çocuk büyüdükçe beden durgunlaşır. Daha sakin ve zihinsel becerilerle bedeni uyum içinde çalıştıran oyunlara yönelir.

 

Yaşlara Göre Oynanan Oyunların Türleri

 0-2 Yaş : çocuklar bireysel oyun oynarlar ve çevreleri ile farklı etkileşimler kuramazlar. Renkli dikkat çekici oyunlarla oynar.3 Yaş : Yüksek yerlerde yürümeyi denerler. Takla atma ve tırmanma eylemleri yapabilirler.  Yeni oyunlar yaratırlar ve oynarlar. Daha çok evcilik, doktorculuk, bakkalcılık… gibi oyunlar oynarlar.4 Yaş : Resim yaparlar, yapılar kurarlar ve kendi yaptıkları şeylere hayranlık duyarlar. Yaptığı şeyi zevkle seyreder. Müzikten, şarkı söylemekten, dans etmekten çok hoşlanırlar. Özellikle ritimli müzikten çok hoşlanırlar ve büyük zevk alırlar. Resimli kitapları çok severler. Hayal gücünü uyaran kitapları tercih ederler.5 Yaş  : Tek başına ya da bir yetişkinin yanında oynamaktan hoşlanır. Bedensel etkinlikleri arttığı için ip atlama, paten kayma, salıncakta sallanma; el becerisi arttığı için, kesme, yapıştırma, çizim yapma, resim yapma ya da bir resme harfi, sayıyı ekleme, kopya etme, parçalı bilmeceleri birleştirme gibi oyunlar oynarlar.6 Yaş :  Bu yaş çocuğu oyunu bir iş gibi görmektedir. Boyama, yapıştırma, kesme ve çizim yapmayı sever. 6 yaşındaki çocuk dengeyi sağladığı için bedenini kontrol eder. Top, ip atlama, yüzme gibi oyunları tercih etmektedir. Çocuğun bunları yapması için bazı bedensel oyunlara da izin vermeliyiz.

 
OKUL ÖNCESİ KURUMDAKİ ÖĞRETMENİN ÖZELLİKLERİ

 

         Yeniliklere açık, kendine saygısı olan ve kendini tanıyan, güvenilir, sağlam bir kişiliği olan ve davranışlarda tutarlı olan bir kişilik özelliğine sahip olmalıdır. Öğretmenin çocukları sevmesi ve onlarla olmaktan mutlu olması gerekir. Öğretmen, alanında bilgili, becerikli ve aktif olmalıdır. Özellikle çocuklarla dostça ilişkiler kurabilmelidir. Her tür farklı soruya cevap verebilecek kadar hazırlıklı olmalıdır. Öğrencilerin olumlu davranışlarını değerlendirmelidir. Espri yeteneği olmalı, şakacı olmalı, özellikle küçük çocuklarla uğraşıyorsa çocuklarla birlikte neşelenmeli, gülmelidir. İşte o zaman arada çok güzel duygusal bir bağ olacaktır.

 

 

   

 
         ÖĞRETMEN ÇOCUK
         İLİŞKİLERİNİN GENEL
         DOĞRULTULARI

         1.  Çocukla birlikte olmalı, arkadaş gibi davranmalı ama hiçbir zaman     çocuklaşmamalıdır.2.  Öğretmen ne öğreteceğim yerine, hangi eğitsel faaliyeti, nasıl öğretebilirim endişesi içinde olmalıdır.3.  Çocukları, geriden gözleyip anlam gelişimine katkıda bulunabilir. Doğal halde gözlemlemelidir. Çocuklar, genellikle yetişkinlerle birlikte olmaktan sıkıntı duyarlar. Bunun nedeni, yetişkinlerin çocuk üzerinde koyduğu baskı ve çocuğun yetişkin tarafından anlaşılmadığı düşüncesidir.4.  Öğretmen, aynı anda birden fazla çocukla ilgili olmalıdır. Bunu grup faaliyetleri ile yapabilir.5.  Çocuklara karşı ön yargılı olmamalıdır. Çocukların değerlerinden alçak gönüllü olmaya dikkat etmelidir.6.  Öğrencilerin birbirleriyle iyi ilişki kurmasında, öğretmenin rolü vardır. Öğretmen, bunu yaparken öğrencilerin birbirleri ile saygılı olmasını, ilişkilerinden zevk almasını sağlamalıdır. Çocuğu ödüllendirmelidir. Sınıf içerisinde sevilen öğrenci ile sevilmeyen öğrenci bir araya getirilerek, sınıf içerisinde bir kaynaşma sağlanmalıdır.7.  Problem çözme yeteneğinin sağlanmış olması gerekir. İnsan adeta problem ağına düşmüştür. Çocuğun problemlerle başa çıkmasının öğretilmesi gerekir. Kendi sorunlarına sahip çıkmalıdır. Kendi kararlarını kendi vermesini ve kendi kendini denetlemeyi öğrenmelidir. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ANNE BABALARA FAYDALI TAVSİYELER

18/12/2008 · Kategori: Anne_Bebek

  Yaşamda herkesin başkalarının yardımına ihtiyac duyduğu dönemler vardır. Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar, verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur.

 Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu.
   
Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar siz sayın velilerden de yardım ve destek ihtiyaçları vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli ilke SEVGİ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin, ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar.
               
Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarına-hırçınlıklarına karşı tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık nedenlerini belirlemenizi sağlar.
               
Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda ve herfırsatta sevginizin-desteğinizin  varlığını hissettirin. Bu sayade gerekli sabrı ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarınıda bulabilirsiniz.
               
Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğinizin tüm özverilerinizin tekrar bir gözden geçirilmesini; Kendi eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı değerlendirmeniz sizin ve çocuğunuzun sürekli bir gelişimini sağlayacaktır.
               
Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtikbelki ancak; gelişen ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farkli olmasına sebep olabiliyor. “Ben senin yaşındayken ……” Diye başlayan hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni neslimizi sıkar ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğumuzun ruhsal gelişmesine yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, kendi manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır. En uygun yöntem ile onunla şuanki yaşamınızın iyi ve kötü yanları ile mutlu ve mutsuzluklarınız ve hatta onunla ilgili duygularınızı paylaşmanız ile onun eğitimine önemli bir adım atabilirsiniz.Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek olayları sonradan değil de şu anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunucun kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.
               
Bir çocuk duygusal açıddan doymak için anne be babası ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler ve babalar sevgilerini bir iletme yöntemi olarak, çocuklarıyla ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çucuk o kadar çok sevgiye doyar, duygu dağarcıgı da o oranda gelişir. Gözle iletişim; coçuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir. Bu sayade sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.
               
Ergenlik beliktilerinin ortaya çıktığı 12-15 yaşlarında çocuklarımızın ilk gençlik döneminde olumsuz davranışların yoğun yaşandığı görülür. 15-17 yaş arası güvensizlik ve çekingenliğin belirgin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde; hırçınlık, ders çalışmama ve başarısızlık, sorumluluklardan kaçma, can sıkıntısı, tepkilerini sert dile getirmesinden  görüş ayrılığından doğan kuşak çatışması, çabuk karamsaklığa düşma, alıngan ve huzursuzluk, gezme ve eğlencelerden kısıtlandığında yalan söylemesi, kardaş çatışmasının yoğun yaşanması, güvensizlik, başaramama korkusu,sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kuramama vb davranışların çok görülmesi normaldir. Bu çağda gençlerimiz yeni arayışlar içinde bunalırkaen biryandan da kendi bedeni ile ruhsal gelişimini dengelemeye çalışmakta, ancak doğal olarak tepkilerinde belirgin iniş ve çıkışlar oluşturmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırken öte yandan çocuksu tavırlardan sıyrılamamanın verdiği rahatsızlığı yaşamak, davranışlarındaki sebatsızlığı açıklayabilir.
               
Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler. Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgürü ve sevgi ile yaklaşmak, bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.
               
Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek dünyadan farklı olduğunu herzaman sezinleriz; ancak onların dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz nedense… Belki yetişkinliğimizin bize gerekleridir bu. Çocuklarımızla tam bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda bizim hatalarımızı görmemeleri için vargücümüzle uğraşırız. Bazende onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetiştin hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür düleyen, hatalarını kabul ederek doğruyu birlikte tartışarak bulmaya çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir. O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte keşfedilir.
               
Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının, ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi, çocuğunuzun başarısında sizin da çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok önemlidir.

Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda sıralanmıştır.
 

* Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını düzenlemeyin. Verimli olarak ders çalısabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlamlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş olur.
 

* Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bu da nedenli sağlıklı bir gençlik oluşturur tartışma konusudur? Özellikle bu yaşlarda yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemesinde yardımcı olmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır. 
 

* Çocuklarınıza kıyas getirmeyin, sürekli başkaları ile kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve gelişmeye kapalı çocuktur. Onlara olumsuz eleştiriler getirirseniz bir süre sonra olumsuz davranışları kendilerinde bir görev bileceklerdir. Çünkü yetişkin her zaman doğru söyler ve hata yapmaz ilkesini kabullenmiştir. Yapıcı ve teşvik edeici her söz, onlara bir adım daha ileri gitmelerini sağlayacak sizin güveninizden emin olacaklardır.
 
 

* Çocuklarınızın  sizin isteklerinizi yapması için korkutmayın, ağır cezalardan ve baskıcı tutumlardan uzak durun. Yüksek sesle verilmeye çalışılan hiç bir öğüt dinlenmez. Sevgi ve ılımlı bir yaklaşımla, yapabileceğiniz arkadaşca tavırlarınızla iletmek istediğiniz mesajı tam olarak verebilirsiniz.
 

* Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında arayacaktır. 
 

* Aile içi problemlerin, tartışmalarınızın çocuğunuza yansıması; huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocukların geleceklerinide bu doğrultuda düzenlemelerine sebep olacaktır. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler çocukta bocalamaya, tatta öğretmenlerini eleştirme  hakkına sahip olmasından kaynaklanan eğitim başarısızlığına ve okuldan soğumasına neden olacaktır. 
 

* Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı birhayli inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.
 

* Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılarken tutarlı ve titiz olunuz. Hertürlü ihtiyaçlarının karşılanması için, onlardan beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediniz.
 

* Çocuklarınızın yaş konum itibarı ile cinsel gelişimlerine başlamış durumdalar. Onların sorabileceği cinsellikleri ile ilgili konularada hazırlıklı olunuz. Yalın ve dürüst bir şekilde makul olarak cevaplayınız. Korkup çekinebileceği bir ortam yada sır ve gizlerle dolu bir hale girmesini engelleyiniz. Bu konudaki ılımlı ve destek verici yaklaşımınız, çocuğunuzn çevreden yalan yanlış bilgiler almasını engeller. Bu çağdaki çocukların beden ve ruhsal gelişimleri doğru bir orantıda olmayabilir. Beden gelişiminin bir anda hızlanması, ruhsal gelişiminin ise daha yavaş olması bazı hırçınlıklara ve asi liklere sebebiyet verebilir. Bu durumu anlayışla karşılamak ve mantıklı bir yaklaşım ile aşılmasına yardımcı olmak çocuğunuzun cinsel kimliğini kazanmasında en önemli görevdir.
 

* Çocuklara karşı sabır, soğukkanlılık, anlayış, sebatlık ve sevgi ile yaklaşın, bu onların sizin ile olan ilişkilerinde daha yakın olmalarını sağlayacakldır. Yüksek sesle söylenen emir verici sözler, ağır eleştiriler ve azarlamalar asla fayda getirmeyeceği gibi çocuğunuzun sizden kopmasına ve uzaklaşmasına hatta bir çok konuda yalana başvurmasına sebep olacaktır.
 

* Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girilmeli, toplantılara mutlaka katılmalı çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda takipçi olmanızda yarar vardır. Öğretmenlerin alınmasını istediği ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz. Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.
 

* Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan bir kısmı çocuğun yaşam enerjisini önemli ölçüde azaltarak onu dermasız bırakabilir. Bir kısmı ise, neden oldukları devamlı acı ve ağrılar yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları üzerinde toplamasına engel olabilir. (Çocuğunuz asılsız bedensel yakınmalarda bulunuyorsa bunlarında dikkate alınması yerekir. Bu yakınmalar aslında onun sorunlarını dolaylı olarak anlatış şekli olabilir.) 
 

* Çocuğunuzu kahvaltı etmeden yada yemek yemeden kesinlikle okula göndermeyiniz. Özellikle orta oğretim çağındaki çocuklar, hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi içindedirler. Bu konuda titiz olunuz.
 

* En iyi dinlenme, uyuyarak yapılan dinlenmedir. Özellikle düzenli olarak planlanan uyku çocukların yaşamında büyük önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesi ve enerji toplayabilmesi uyumaya bağlıdır. Bu sebeple çocuğunuzun uyku saatlerinin duzenlı olmasına önem veriniz.
 

* Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.
 

* Çocuğunuzun yaşamında en önemli çevre, aile çevresidir. Çocuk yaşamında en etkili örnekleri ailesinden alır. Anne ve baba olarak tüm davramışlarınızda örnek olduğunuzu unutmayınız. Çocuklarınızın belirli davranışlarınıda anna ve baba olarak farklı davranışlar göstermeyiniz. Ortak bir karar alarak ikinizde davranışlarınızda örnek ve tutarlı olunuz. Onun eleştirilerini dinleyerek makul bir şekilde cevaplandırınız. Hatalarınızı düzeltme yönünde onunla tartışınız, gerekirse özür dilemeniz bile çocuğunuzun gözğünde sizi yüceltecektir.
 

* Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara mutlaka uyunuz. Onunda sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye çalışılacağından emin olunuz.
 

* Çocuklarınızın çoğu evde, aileleri tarafından ders çalışmaya ikazlarının fazlalığından yakınmaktadırlar. Şürekli dersine çalış ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun çalışma azmınıde kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya alıştırılması, dinlenme, eğlence saatlerinin planlanması için onu yönlendirilmesi, dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği aşılanmalıdır. Aksi taktirde saatlarce bilinçsiz olarak çalışılan bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek içinm çalışılır, öğrenmede ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse pekişir. Ancak öğrenilen bilgi yaşamda uygulanabilir. Planlı çalışma ise her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.
 

* Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten rahatsızlar. Nedenlerini düşünürsek, çözüm yine bizlerde. Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu ona her fırsatta belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal saşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki sosyal faaliyetlere katılmadsı için teşvik edin. Ona değer verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz ki?… 
 

* Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini ya da  alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin mutluluğunu birlikte paylaşı, onunla guru duydugunuzu her fırsatta belirtin. 
 

* Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar, farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir.
 

* Çocuğunuzu sıksık eleştirmekten kaçınınız. Bunu başkalarının, hatta arkadaşlarının yanında yapmayınız. Beğendiğiniz ve taktirettiğiniz yunlerini ona söyleyiniz. Çocuklarınız arasında kıskandırmadan mütekabil azimlerinin artacağından ya da komşu çocuğu ile kıyaslandığında daha iyiye yöneleceğini sanmak yanlıştır. Onu kendi yapısı ve kişiliği ile kabul ediniz. hiçkimse bir başkası olmak istemez, herkes bir başkası gibi olmak için çalışsaydı; hiçkimse olmazdı.
 

* Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya mutsualuklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz olsada; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı sabırlı, soğokkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri olacaktır. Çocuklarımızın, bizim gibi düşünüp bizimgibi hareket ve tavırları göstermiş olsalardı, ailede ve okulda eğitime gerek kalmazdı.
 
           
Okuldaki eğitm ve öğretim çalışmalarının ailedeki eğitim ve öğretim çalışmaları ile desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun başarısında sizinde çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanızın başarısını olumlu yönde etkileyebileceğini kabul etmeniz gerekiyor. Ancak bu mantıkla yola çıktığınızda onlara istediklerini verebilir ve onlardan istediklerimizi alabiliriz.
 UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE DEĞİLDİ, ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN ÇOCUĞU OLMAK İSTEMEZLERDİ…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Anneye yazilmis duygu yüklü bir mektup......

18/12/2008 · Kategori: Anne_Bebek

Vallahi ben bu yazilari okurken cok duygulandim, gözyaslarima hakim olamadim normalde zaten duygusal biriyimdir birde "Anne" olarak bunu okumak insani dahada etkileyebiliyor........



Anneciğim, hep sana seni  ne kadar sevdiğimi, küçücük yüreğimdeki kocaman yerini anlatmak isterdim. Ama başaramadım. Çünkü hiç anlamaya çalışmadın. Bir gün sana bahçeden çiçek topladım. Bardağa koydum sana getiriyordum ki, bardak birden bire elimden düştü, kırıldı. Çiçekle sana sevgimi anlatacaktım. Kırılan bardak için o kadar çok bağırdın ki bir daha kimseye çiçek vermemeye yemin ettim. 
Anne, benim küçük yüreğimde herkesi sevecek kadar yer vardı. Ben herkesi çok seviyordum. Ama sen insanların hep kötü olduklarını, onlara güvenilmemesi gerektiğini söyledin. Ben de artık insanları sevmiyorum…Anneciğim, bir türlü küçük kafam almıyor, bana başkasına vurmayı sen öğrettin. Ben doğduğumda vurmayı bilmiyordum ki, neden şimdi kardeşime vurmama kızıyorsun. Ben ona vurunca elime vuruyorsun. Anne, babamı hiç sevmiyor musun? Hep beni onunla korkutuyorsun, onu sevmemi istemiyor musun?Ben bir şeyi bağırmadan istersem vermiyorsun. Bağırarak istersem veriyorsun, o yüzden ben de hep bağırarak, ağlayarak istiyorum. Hem de dediğini yapmak için bağırmanı bekliyorum. Biliyor musun seni bağırtmak hoşuma gidiyor. O zaman benimle ilgilendiğini düşünüyorum.Anne sana güzel haberim var: Artık yemeklerimi yiyeceğim. Bir an önce büyümek istiyorum. Neden mi? Seninle konuşurken yukarılara bakmaktan bıktım. Artık boynum ağrıyor. Eğer büyümem daha çok sürecekse, neden sen çömelerek benimle konuş muyorsun? O zaman kendimi daha iyi hissedeceğim. Konuşurken gözlerini görmek istiyorum. Gözlerinin derinliğinde sevildiğimi anlamak istiyorum. Anneciğim neden o çok sevdiğin arkadaşlarının çocuklarına kendi eşyalarını vermiyorsun? Onlara oyuncaklarımı vermekten hoşlanmıyorum. Oyuncakları bana mı, yoksa arkadaşlarının çocuklarına mı aldın? Onlar kırınca kızmıyorsun, ben kırınca “Sende hiç isaf yok mu?” diye, beni cezalandırıyorsun. Artık ona da çözüm buldum, kırınca saklayacak, başkaları kırmış gibi, misafirler gelince sana göstereceğim.Anne beni neden dinlemiyorsun? Benim çizgi film kahramanlarım, kırılan oyuncağım, kaybolan kalemim neden seni ilgilendirmiyor? Beni de senin şefin, arkadaşının yeni aldığı çanta ilgilendirmiyor… Onları dinlemek istemiyorum. Senin beni dinlemeni, onların benim için ne kadar önemli olduğunu anlamanı istiyorum. Sadece büyüklere ait şeyler mi önemlidir?Anne, yeni bakıcımı hiç sevmedim. Saçlarımı senin taradığın gibi taramıyor, bana eski bakıcımın baktığı gibi şefkatle bakmıyor. Anne sen bana neden şefkatle bakmıyorsun? Anne, evdeki eşyaları, sehpayı, kül tablasını, televizyonu kıskanıyorum, onları kırmak, yok etmek istiyorum. Onlar olmazsa beni daha çok seveceğini düşünüyorum. Hem de rahatça, onları kırma korkusu olmadan evin içinde koşup oynayabileceğim. Onları temizlemek için ayırdığın vakti bana ayırmıyorsun. Demek ki onları benden daha çok seviyorsun. Anneciğim evde oynamaktan bıktım. Dışarılarda koşup oynamak, minik su birikintilerine ayaklarımı sokmak, dökerek pasta yemek, elimle makarna yemek, ayranı üstüme dökmek istiyorum. Anne ben yaşamak istiyorum. ‘Yapma’ların, ‘etme’lerin olmadığı, sevginin çok olduğu, annelerin çocuklarını anladığı bir yer istiyorum. Çok büyük değil, yüreğim kadar bir yer istiyorum. O yeri bulmak için buradan gitmek istiyorum. Belki bir kuşun kanadında, belki bir çiçeğin yaprağında belki de bir balığın akvaryumunda…

   

Sevgili anne ve babalar; çocuklarımız o kadar duyarlıdırlarki, onları bir kere üzünce çok zor unuturlar. Gelin çocuklarınızı anlamaya çalışın. Acaba bizden farklı ne düşünüyorlar? acaba bizim göremediğimiz neyi görüyorlar? Bu sorular daha da artabilir. Fakat cevapsız kalan sorular boşlukta dolaşmasın. Bir yere ulaşsınlar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

Myspace Backgrounds
Sayac Ekle
Blog Ekle