MySpace Tickers: CoolSpaceTricks.com



www.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.ws
Glittery texts by bigoo.ws


Go to ImageShack® to Create your own Slideshow

BİRİ VAR....

28/1/2009 · Kategori: Siirler_Hikayeler

Biri var terkedilmiş gecenin en güzel yerinde
İnsafsızca ezilmiş kadınca gururu gül gibi
Kederden ağarmış simsiyah saçları bir gecede
Sevmediği muhakkak, nefret ettiği şüpheli

Biri var terkedilmiş gecenin en güzel yerinde
Çektiği cehennem azabı siyah gözlerinden belli
Ümitsiz, perişan, yılgın, yıkık
Ağlamadığı muhakkak, güldüğü şüpheli

Kalbine mi gömse acaba aşkının şarkısını
Kimseye anlatamaz ki karşılıksız aşkını
Unutulduğu muhakkak, unuttuğu şüpheli

Oysa ne güzel düşleri vardı akşamla beraber
Şimdi ne gelinlik kaldı, ne gülen gözler
Ölmediği muhakkak, yaşadığı şüpheliii

Kalıcı Bağlantı Yorum (16) Yorum yaz!

Bir Ayrılış Hikayesi.......

24/1/2009 · Kategori: Siirler_Hikayeler

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
AYRILDILAR…

Kalıcı Bağlantı Yorum (10) Yorum yaz!

bana borcun var....

20/1/2009 · Kategori: Siirler_Hikayeler

Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

SEYRET; SUSS VE DINLEEE (((( COK GERCEK )))

8/1/2009 · Kategori: Siirler_Hikayeler

Bir gün bir dağ güneşle birlikte güne uyandı.
Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya
sallaya esneyerek gerindi.Güneş pırıl pırıl ufukta
tam karşısından doğuyor, onunla arasında
masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.
Dedi ki:

“Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir
deniz ve güneş bana gülümseyerek gün başlıyor.”

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk
yığınlarını andırıyordu. Martılar çoktan uyanmış
gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de
baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru
yürüyor.

“Bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı
şimdi neden bozuyor?” Onun oradan bir an önce
gitmesini istedi ve şöyle bir titredi. Tepeden
aşağıya doğru bir kaç taş hızla yuvarlanmaya
başladı. Fare sesi duyunca hemen bir yüksek
kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen
taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de
başladı denizin güzelliğini seyretmeye. Ara ara
atlayan, zıplayan balıklar denizin duruluğunda
küçük halkalar oluşturuyordu. Deniz dağın
sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

“Neden böyle bir günde bir küçük fare için
mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben
dümdüzken balıklar da benim duruluğumu
bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum?
Biliyorum ki onlar bensiz, ben onlarsız olamayız.
Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara
kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara
bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye
kızıyor mu? Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle
bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu
sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her
gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece
seyret, sus ve dinle.”

Dağ denize sordu:

“Seyret, sus ve dinle? O da ne demek?”

Deniz cevap verdi :

“Bak.. Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin.
Sustuğunda kendinden başkalarının ne
söylediklerini duyabileceksin. Dinlediğinde ise
onlardan birşeyler öğrenebilecek ve bunları
uygulama fırsatı bulabileceksin…”

"Ne KaLana Git Derim , Ne de Gidene KaL
KaLacak OLan Yerini , Gidecek oLan YoLunu
BeLirLemişTir ZateN...."

"CEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DUSUNDUGUNDEN O
KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, ICINDE NELER SAKLANDIGINI
OGRENDIGINIZDE HERSEY ICIN COK GEC OLABILIR..."

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve; ........

7/1/2009 · Kategori: Siirler_Hikayeler

Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar; Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;
Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' Der.
Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz,
eviniz, arabanız vs.
Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına Ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. .
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz Eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin . Gerisi hep kumdur.
Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'
Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan Kahve içecek kadar yer vardır !!! '


Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

Myspace Backgrounds
Sayac Ekle
Blog Ekle